Kategoriler

ÖTÜKEN , Otukenim.NET

BRE UYUŞUK ADAM! KARININ ACI ÇIĞLIĞINI DUYMADAN UYANAMAZ MISIN?

Bu ne uyku?

Bu ne gaflet böyle?

Uyan dedim uyanmadın!

Uyanmak için, karının İMDAAAT çığlıklarının işgâl gücü askerinin çadırlarından yükselmesini mi bekliyorsun?

Bak, gör, işit ve uyanık ol!

Devleti APO ile muhatap etmek ve ardından yeni bir açılım için bazıları MART KEDİLERİ gibi şimdiden miyavlamaya başladılar ki bunların her miyavlamaları, Türk milletinin yaşayacağı felâketlerin habercisidir.

Bu yazım;

Birilerine hakaret değil, milletimin adına yürek yangımdır!

Milletimin kirletilmek istenen ırzı, namusu, tüm mukaddesleri adına feryadımdır!

Bu yazım;

Dünyalık peşinde alçalanları ve dahası siyâsi ikbâl hırsıyla vatanını satacak kadar gözü dönen alçakları şerefli ve namuslu olmaya davetimdir!

Bu yazımla ihanet ehlini;

''Bir gün karının acı çığlıklarıyla uyanacak ve arkasından kızının 'kurtar beni babaaaaaaaaa' diye yükselen feryatlarıyla kahrolacaksın. Çünkü sen vatansız, milliyetsiz, adi bir nankör olarak yaşadın ve sonucuna katlanacaksın...'' diyerek kurtuluşa çağırışımdır!

SOKRATES SANKİ BİZLER İÇİN SÖYLEMİŞ.

İdama mahkûm edilen Sokrates, baldıran zehri içip ölüme giderken ''Uyanıp düşünmek gerek yurttaşlarım, uyanıp düşünmek!'' der.

Sokrates bu sözü asırlar öncesinden sanki bugün ölüme mahkûm edilen Türk milleti için söylemiş.

Osmanlının son 200 yılından başlayarak bir uyutulduk ki sormayın, halâ uyanamadığımız gibi, İKTİDAR- YANDAŞ MEDYA ORKESTRASI ile ha bire narkozumuz artırılarak uykumuz daha da derinleştiriliyor!

Atatürk'le tam uyandık lâkin 1938 sonrasında yüksek dozlu morfin etkisi gösteren Batı’dan ithal gayri milli eğitim ve körü körüne Batı taklitçiliği ile tekrar uyutulduk ve ninnilere boğulup bitkisel bir hayata mahkûm edildik.

Bugün millet olarak topyekûn bir uyku hali yaşamaktayız ve etrafımızda olup biten her şeyden habersiziz.

Etrafımız, ninni söyleyerek bizi uyutmanın da ötesinde, bizi kundak ipiyle boğmaya çalışan dadı kılıklı, eli MAKARNALI- KÖMÜRLÜ cellâtlarla sarılmış vaziyette.

Diyanet ve ilâhiyat mensupları dahi İslâm'a ve şanlı Peygamberimize karşı yapılan bunca hain saldırılar karşısında çıtı bile çıkmazken dadılığa soyunarak câmilerimizi beşiklere çevirdiler.

Cemaate, milli ve mânevi şuur uyanıklığı, vatan, millet, devlet sevgisi kazandırmaları gerekirken maalesef din ile alâkasız ninniler söyleyerek cemaati uyutmaktalar. Hatta, Allah'ın âyetlerini kullanarak birilerini günâhlarından ve pisliklerinden arındırmanın gayreti içindeler!

ATATÜRK, GENÇLİĞE HİTABESİNDE;

''Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgâl edilmiş olabilir'' diyordu. Bugün ise, işgâl edilen yerler arasına Diyanet Teşkilâtımızı ve câmilerimizi de dâhil etmek durumundayız.

ABD istedi diye Âl-i imaran âyet 19 u Cuma namazı hutbelerinden kaldırdık!

Çocuklarımıza Fâtiha'yı, son ''Dâlin'' kısmını kaldırarak okuttuk!

Vatikan ve Hırıstiyan âlemine hoş görünmek için Kelime-i tevhit'ten Hz. Muhammed ismini sildik!

Zinayı, domuz etini serbest bırakıp, oğlancılığı Türk Ceza Kanununda ki ''Yüz Kızartıcı Suçlar'' listesinden çıkardık!

İHANETLERE RIZA GÖSTERDİK!

Andımız kaldırıldı sustuk,

T.C ibaresi silindi sustuk,

Bayrak Şiiri ders kitaplarından çıkarıldı sustuk,

21 adamız Yunan'a verildi çıtımız çıkmadı sustuk,

İleri de ülkemizi karıştırmak için kullanılacak olan Suriyeli, Afganlı, Afrikalı ve aralarında Ermenilerin de bulunduğu 20 Milyona yakın yabancıyı işgâl ordularından farksız bir şekilde vatanımıza soktular sustuk. Sustuğumuz için de bu pisliklere zemini bizler hazırladık!

Bunca saldırılara, kültür emperyalizminin içimize boca ettiği bunca ahlâksızlıklara, adına modernlik - çağdaşlık denilen bunca hayvaniliklere, bunca ÇEÇE SİNEĞİ sokmalarına ve de bunca cellât dadıların ninnilerine rağmen hâlen daha uyumayan ve şuuru açık olanımız kalmışsa, bu şuuru açık olanlarımıza sesleniyorum ve diyorum ki:

İçine düşürüldüğümüz bu feci durum karşısında kendilerinize derhal bir SEFER GÖREV EMRİ vererek, ’ben ne yapabilirim, benim elimden ne gelir endişesiyle' mutlaka bir şeyler yapmaya çalışacak, bu çabalarınızı da ibâdet bileceksiniz.

ŞAHSIMA, NASİHATİ BIRAK DA SİZ NE YAPIYORSUNUZ DİYE SORACAK OLANA;

Arada sırada esnesem de önce kendim uyanık kalmaya gayret sarf ediyorum.

Okuyup araştırarak uyutulanları veya gönüllü uyuyanları, MAKARNA ve KÖMÜR KOLİKLERİ gaflet ve delâlet uykularındanuyandırabilmek için yazıyorum, yazdıklarımla insanları iğneliyorum(!)

Yazmak demişsem basit gelmesin!

Kolay mı böylesi bir zamanda yazmak?

İman ister, Allah'a teslimiyet ister, vatana aşık olmak gerek!

Yazmak ibâdettir,

Tebliğdir ve çoğu kez cihattır.

Bazen sonu şehadettir nasipte varsa.

Yazarsın, namlulara hedef olursun.

Yazarsın, darağacın kurulur avluya.

Yazdığın için sehpaya çıkartıp, urganların halkasından son kez baktırırlar semaya…

Uyandırmaya çalıştıklarımdan bazıları arada sırada uyanıp derler ki; ''Ne güzel uyuyoruz, gel sende bizimle uyu, değer mi bunca sıkıntıya''

Onlara derim ki ''Bunca çileye, zulme ve sıkıntıya rağmen yine de yazmaya değer!''

KİMLER İÇİN VE NELERİN UĞRUNA DEĞER;

Vatanın bağımsızlığı için,

Gönderdeki bayrak için,

Minarelerden yükselen Ezan için

Türk milletimin Irzı ve namusu için,

Dahası, henüz dünya ile tanışık olmamış 1000 yıl sonra doğacak olan kız çocuklarının bekâretinin selâmeti uğruna değer, hatta az bile gelir.

RTE;

Bütün problemlerin anası durumundadır.

BAHÇELİ;

Ne yapar?

Neden böyle yapar?

Türk milletine bilerek ve kasten kıymıştır!

ÖZGÜR ÖZEL- MUSAVAT DERVİŞOĞLU;

Yetersiz ve iddiasızlar!

Her ikisinin de nefesleri, ne birikimleri, ne de hırsları yetmiyor!

Bazı önemli hassasiyetlerden mahrumlar ve bünyelerinde bir yığın iddiasız, çilesiz, meselesiz ve mefkuresiz insanlara yer vermişler.

DAVUTOĞLU- BABACAN- ERBAKAN;

Haklarında bir şeyler yazmaya değmez.

Davutoğlu'na dikkat etmek gerek!

Bundan bir ay kadar önce, ABD Başkonsolosu ve Yunanistan Dışişleri Bakanının Gökçe Adada olduğu bir günde Fener Kilisesi papazı Bartholomeos ile gizlice buluşarak görüştüler!

Aynı Davutoğlu, görüşmeden bir hafta kadar önce ''Benim ufak bir hareketimle Türkiye'nin rotası değişir'' demişti.

Davutoğlu, Papazla ne görüştü?

Aynı gün, ABD Başkonsolosu ve Yunan Dışişleri Bakanının adada bulunma sebebi neydi?

Yorumlar
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.