BIRAK BENİ HAYKIRAYIM.
.
Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
(M.E. Yurdakul)
.
Ey kalemimi kırmak isteyenler!
Ey önüme çıkıp yolumu kesenler!
Bırakın ben yazayım ki bu sayede milletimiz de, sizler de huzur ve güven içinde yaşayın!
Benim ölümüm, kalbimin durması değil!
Benim ölümüm kalemimin susturulmasıdır!
Kalemim sustuğu andan itibaren vatan ölmüş, ben ölmüşüm demektir.
Dokunmayın kalemime!
Yapmayın, Allah'tan korkup, 86 Milyondan utanın.
Benim tasam sadece bugüne mahsus değil, benim tasam ne siyâsi, ne şahsi ikbâl, ne de dünyalık için. Benim tasam ve dayanılmaz endişelerim, 1000 yıl sonra bu topraklarda dünyaya gelecek olan kız çoçuklarımızın iffet, namus ve bekâretleri içindir.
Dava adamları için yaşamak, sadece nefes alıp vermek değil, davası olanlar için yaşamak, vatana nefes, bayrağa rüzgâr olmaktır.
Dava adamları, siyâsetin karanlık, loş ve rutubet kokan atmosferinden, hamaset, riya, haset ve necâset akan dehlizlerinden uzak durarak kişiliğini ve erdemini muhafaza etmeye önem verir..
Arif Nihat Asya’nın ‘’Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor’’ şiirinde dediği gibi; benim için yaşamak, vatana nefes, bayrağa rüzgâr olmaktır. Bunun dışında bir yaşamak, mutfakla tuvalet arasında 10 luk pimapen tahlisiye borusu olmaktan ibârettir.
.
''Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli''
.
Benim şerefim, göğsümdeki vatan yarasıdır.
İnsanların büyüklüğü, sahip oldukları mal, mülk ve makamla değil, göğsünde ki vatan yarasının verdiği ıstırabın, acı ve dayanılmaz sızının büyüklüğü ile doğru orantılıdır.
Göğsünde, vatan yarası olmayan ve bu yaranın ıstırabıyla çile çekmeyenlerin hiçbir kıymetleri olamaz. Böyleleri ot gelir, zamanı tüketip bir daha anılmamak kaydıyla ot gibi göçerler ki bu tiplere en çok Ankara'nın belli mekânlarında rastlarsınız. Milletin tarlasında yayılırlar, ara sıra göstermelik nutuk atar, numaradan bayılırlar!
Dostlarım bana, göğsümde ki mevcut vatan yarasının büyüklüğüne ve Türk milletinin istiklâli ve istikbâli adına taşıdığım endişelerimin verdiği acılarımın neticesinde yükselen çığlıklarıma göre değer biçsinler ve şayet cenazemde bulunurlarsa, kefenimi açsınlar, bağrımdaki vatan yarasına bakıp bana çokça acısınlar.
VATAN VE NAMUSLU İNSAN
Vatan;
Üzerinde İslâm inancının ve Türk töresinin gereği şekilde yaşanabildiği, ananın, bacının, eşin namus, iffet ve bekâretinin ancak ve ancak onunla korunup kollanabildiği muazzez, mübârek ve müstesna bir kutlu mekânın adıdır
Bu sebeplerden dolayıdır ki;
İman – İffet – Namus – Hayâ – Edep – İrfan – Vicdan - Ahlâk sahibi olup, karısının, kızının, komşusunun ve dahası 86 milyon Türk insanının namusunu kıskanan haysiyet ve üstün şeref sahibi insanlar, vatanı, milleti, bayrağı, ordusu ve ülkesinin bölünmez bütünlüğü üzerine, Kur’an’i, Turan’i ve Muhammed’i bir hassasiyetle titrerler!
Bu titreyiş, öyle bir ilâh-i cezbe halidir ki;
Allah’a tevekkülün, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed Mustafa'ya muhabbetin ve Türk milletine karşı duyulan mensubiyet şuurunun ilâh-i Nazargâh olan gönüllerde yaktığı aşk ateşinin insan bedenini sarsışıdır!
Bırak beni!
Bırak beni, bu ilâh-i cezbe ile titriyeyim.
Yer sarsılsın, gök delinsin de Türk’ün merhameti yatak, adâleti yastık olsun mazlumlara ve yeni bir gün doğsun dünyaya.
Susturma kalemimi!
Bırak beni nefesim yettiğince haykırayım!
Ben susarsam, sen, önce vatanından, sırasıyla namus, şeref ve haysiyetinden olursun!
17 Mart 2026
ORHAN KILIÇOĞLU