YATTIĞIMIZ HAPİSHANENİN KİLİDİNİN ANAHTARI CEBİMİZDE!
Duvarlarını kendi ellerimizle ördüğümüz Anadolu büyüklüğündeki hapishanede yıllardır mahkûmuz. Üstelik, mahkûm olduğumuz hapishanenin kapısının kilidini açacak anahtarı cebimizde taşıyoruz.
10 Kasım 1938 den beri ışığa hasretiz bu hapishanede.
Öylesine mustaribiz ki rutubet iliklerimize kadar işledi.
Kimi, bizden görünüp bizi ezdi. Kimi, bizi arkamızdan şişledi.
Hapishanede çürüme pahasına da olsa elimiz bir türlü cebimizde ki kilide gitmiyor. Çok büyük çileler çekmemize rağmen cebimizdeki anahtarı çıkartıp hapishanenin kapısına vurulu olan kilidi açıp dışarı çıkmaktan aciz bir durumdayız.
Hürriyetimizi kendi ellerimizle teslim ettik.
Esaret denen halkayı boynumuza kendi ellerimizle taktık.
İçinde mahpus olduğumuz hapishaneyi kendi ellerimizle inşa ettik.
O ellerimiz, yıllardır kabine girdiğinde oy pusulasında bir türlü kendinden olanı bulup mührü vuramadı.
Mührü hep, kanı, geni, soyu, sopu, dini ve inancı
dahası, kültürü, ruhu ve ahlâkı bizden olmayanların üstüne vurduk!
Milletçe Ülkücü Gençlik diye son bir şans yakaladık.
Mahpushaneleri berhava edip esaret zincirlerini kırarak Anadoluyu Türk milletine cennet kılacak bu gençlik Balgat Beylerince sinsi ve planlı bir şekilde darmadağın edildi.
Bebek katili Öcalan'a ''Gel buyur konuş'' diyenler, bu davaya ömrünü vermiş koca ülkü çınarlarına ne yer verdiler, ne de tek kelimelik olsun konuşma hakkı tanıdılar.
Bilmem ki içinde bulunduğumuz bu acı durumu daha başka nasıl anlatsam dostlar?
