Mahalleliye karşı mahcup oluyoruz!

Sana gerçekten inanamıyorum… Ekonomik kriz büyüdü, dolar fırladı diye meseleyi 'beka'ya bağlayıp, muhalifleri her türlü dış güç ve teröristle iş birliği yapmakla suçlaman ve araya beni de karıştırman, inan ki çok üzüyor…

Halbuki kavlimiz böyle miydi? Sakın yanlış anlama ama büyük sevdamızı hatırlatayım istersen:

Vallahi çok kırılıyorum... Şimdi insanlara "Yoksa teröristlerle beraber misiniz?" diyerek beni gösteriyorsun ya, çok inciniyorum çok...

İnsan dünkü mutlu mesut beraberliğimizin hatırına bunları söylemez yaaa... Sen bana ilgi duymuştun hani? Ben de sana karşı boş değildim...

Uzaktan uzağa olmuyordu... Sonra açıldık birbirimize... Kızanlar, çekemeyenler, bizi birbirimize yakıştıramayanlar çıktı tabii... Yine de filmlerdeki o ağacın altında buluşup "Seviyoruz uleeeen" diye nara atarak aşkımızı kıskanan şer odaklarına beraber meydan okumadık mı?

Şimdi o ağacın altını anmak varken, "Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin / Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin" diye beraber mırıldanmamız gerekirken 'terörist-merörist' lâkırtıları nedir böyle?

Cidden inanamıyorum olana bitene... Benim önceki eşten olan çocuk "Amca sana baba diyebilir miyim?" derken yüzünde beliren o gülümsemeyi istiyorum artık... Hani aşkımızı kıskanan Erol Taş bize "Durun... Siz düşmansınız" şeklinde seslenince nasıl da bağırmıştın o replikteki gibi "Yalannnnnn söylüyorsun yalannnnnn" diye... Ardından herifi eşek sudan gelene kadar dövmüştün...

Nereden nereye geldik? Şimdi korkutmak için beni gösteriyorsun mahallenin çocuklarına... İnanamıyorum, ekmek çarpsın inanamıyorum... Ferhat dağları delmişti Şirin için, sen de sınırları delip, Kuzey Irak'tan Kuzey Suriye'ye, Ayn-el Arap'a su tabancası, lastik top, barış çubuğu gibi mühimmat izni vermiştin benim için... Düğün-dernek gibiydi… Mutluluk gözyaşları dökmüştük...

***

Hatırlıyor musun ilk göz göze gelişimizi... Biz hevallerle birlikte kış olimpiyatları için takım hâlinde Oslo'daydık... Orada gördük birbirimizi sevdik işte...

Ama töre vardı, kötüler vardı, bizi birbirimize yâr etmezlerdi... Feodal kafalılar bizi vurmaya kalkarlardı... O yüzden sen sırrımızı duyup da soran olursa "Yeminle ben görüşmedim, devlet görüştü, Nijerya devleti adına kuzenim görüşmüş" diyecektin... Benim de başımda kavak yelleri esiyordu, sürekli tebessüm ediyordum... Hani çapkın çapkın "Şehirlere yığdığınız pamuk şekerlerini biliyoruz" demiştin de nasıl birlikte gülüşmüştük...

***

İnan hevaller de çok kırılıyor buna... 'Habur ruhu'nu, orada hevallerin ayaklarına kadar gitme inceliği gösteren adâleti özlüyor onlar da...

Aşkından pişman olmayanları, mahkeme kayıtlarına 'pişman' diye geçiren Hulusi Kentmen karakterli babacan adâleti unutmuyor bu insanlar... Sevda düşmanlarının alınlarına dayadıkları namlulara 'barış çubuğu' muamelesi yapan müşfik idarecileri nasıl unutabilir ki vefalı gerillalar?

Tamam seni anlıyorum... Sen de çaresizsin ama ağırıma gidiyor bu muamele... Aşkım için bağrıma taş basacaksam basayım... Sen de bana, hiç olmazsa Diyarbakır'da kimseyi umursamadan el ele yürüyüşümüzün hatırına, paylaştığımız Megri Megri hatırına, 'dağlara nitelikli çıkışlar' hatırına, 'Kobani'ye selâm' hatırına, indirdiğimiz 'Ne mutlu Türk'üm diyene' tabelaları hatırına, kaldırdığımız 'Andımız' hatırına, çözüm sürecini insanlardan daha iyi anlayan o zeki sığırlar hatırına beni 'terörist' diye gösterme lütfen...

Yâd eller deyince zoruma gitmiyor da, sen deyince gidiyor işte...

***

Yerin dibine batsın siyaset... Gerekirse senin için aşkımı kalbime gömeyim ama sen de benim için 'terörist' filan deme... Daha dün bana "Sen saraylara lâyıksın" derken, beni ve hevalleri Dolmabahçe saraylarında ağırlarken şu gelinen hâli kendime izah edemiyorum, kendimi jiletlesem yeridir...

Nasıldı o şarkı: "Elbet bir gün buluşacağız/ Bu böyle yarım kalmayacak... İkimizin de saçları ak/ Öyle durup bakışacağız... Belki bir deniz kenarında/ El ele mâziyi konuşacağız..."

Şimdilik sus olmazsa... Mahalleliye karşı mahcup oluyoruz..

YORUM EKLE