Peşinen sormadan geçemiyorum;
Acaba, yazımda anlattığım milletimizin felâketine olan işlerin tamamı sehven mi, yoksa bilerek ve kasten mi yapılmakta?
Tüm kirli planlar, birilerinin Türk'ten öç alma sevdası üzerine kurgulanarak, asıl hedef, Türk'ten Haçlı Seferlerinin, Malâzgirt, Çanakkale ve dahası Cumhuriyeti tasfiye ederek 9 Eylül 1922 nin rövanşını ve intikamını almak mıdır?
Birileri, sokak çocuklarını siyâsi şemsiyesi altında toplayarak, her an bir işâretiyle muhaliflerine karşı saldırtacak milisler ordusu oluşturmuş...
Dünyanın en asil ve soylu milletin ismi olan TÜRK, utanılmadan resmi tabelâ ve dağlardan silinmiş ve şimdilerde ise Anayasa ve müfredattan kaldırılmaya çalışılıyor.
Türk'ün toplanıp bilişip, tanışıp kucaklaştığı ve aynı ruh potasında eriyerek kaynaştığı TÜRK KURULTAYLARI vicdansızca yasaklanmış...
Gençliğimiz ahlâken çürütülmüş...
Deizim ve ateizm gençlerimiz arasında hızla yayılmakta...
Yarının anne adayları genç kızlarımız park ve sahillerde safiyet, iffet ve bekâretlerini yitirmekte...
10 Binlerce zavallı kadınımız, o iğrenç çalışma belgesini almak için Emniyet kapılarında kuyruğa girmişler...
Yüce dinimiz İslâm, din tüccârlarının tekelinde olup, üç beş oy uğruna siyâsetin necâset akan tezgâhlarında pazarlanmakta...
Diyanet ve İmamlar parti propagandistlerinden farksızlar ve sırf bu yüzden insanlarımız câmiye gitmez olmuşlar. Göreceksiniz, birkaç gün sonra başlayacak olan mübârek Ramazanda kılınacak olan Teravih namazlarında binlerce câmide imamların arkalarında yarım saf cemaat bile olmayacak...
Ege'de ki Türk adalarında, Yunanlı Generallerin domuz çevirdiği mangallardan yükselen kömür dumanları ve beraberinde çevrilen domuz etinin iğrenç kokusu Ankara'ya kadar ulaştığı halde, bir avuçluk çapulcu sürüsünden ibâret küstah Yunanistan'a karşı suskun kalınmakta...
Bir avuçluk Yunanistan, şu an bizim karasularımızdan petrol çıkartmakta...
Milli varlıklarımız ecnebilere devredilmiş vaziyette...
Sermayemiz, Türk düşmanı soy özürlü çetelerin ellerinde toplanmış...
Boşanmalar tavan yapmış, evliliklerin ömrü 3-4 yılla sınırlı...
Çocuklara tecâvüz- Fuhuş- Esrar- Hap- Bonzai, geleceğimizi yok edecek kadar korkunç bir canavar haline gelmiş...
110 Bin civarında kayıp çocuk olduğu halde, TÜİK artık ''Kayıp çocukların'' sayılarını vermez olmuş.
Son 24 yıllık süre içinde, yukarıda zikredilen İntihar, şiddet, boşanma, taciz ve tecâvüz olayları, uyuşturucu, keyif verici madde kullanımı, alkol tüketimindeki patlama, gelir dağılımındaki adâletsizlik, işsizlik ve had safhada olan geçim sıkıntısının neticesinde ülkemiz cinâyetler ülkesi haline gelmiş, pardon pardon getirilmiş durumda...
Yolsuzluk, yağma, talan, isrâf artık muteber mesleklerden sayılır olmuş...
Devletin hâzinesini yağmalama aleniyete dökülüp normal işlerden olmuş...
Sanki, köylünün biricik geçim kaynağı olan arâzilerine el koymak ve onları şehirlere göçe zorlamak için çıkarılmış olan TOKİ ve Rezerv Yasaları...
Belediyeler ise, pek azı hâricinde, tek tip elbise giymiş birer cellât! olup, Şehir Planlaması (18 uygulaması) adı altında çok ustaca ve de sanki intikam alırcasına Türk'ü topraksız, Anadolu'yu Türksüz bırakmakla görevli, hakkaniyet, adâlet ve insaniyetten uzak bir icraatın gayreti içindeler...
Gözler namahremde, eller hazinede, helâle bakan yok, haram revaçta...
Toplumun büyükçe bir kısmı, avanta kovalayan ve bana neci bir çürümüşlükte ayıbı maharet bilen utanmazlar sürüsü...
İmanlar körelmiş, küfür ve ahlâksızlıklar insan yutan birer bataklık...
Hazineden verilen iftar ziyâfetleri, resmisi ve siviliyle haramdan tiksinmeyen utanmaz oburların toplanma yerleri olmuş...
Memleketin her köşesi ve her insanı ayrı bir çirkefin cenderesinde can vermekte...
Nefse uşak olunmuş, iman, ahlâk, vatan ve bayrak gibi değerlerimiz unutulmuş...
Din adına hareket ettiğini söyleyen münâfıkların yüzünden, İslâm'ı tam bilmeyen insanlar dinden soğumuş, soğutulmuş...
Siyâsiler sorumsuz!
Siyâsiler herkesten beter!
Siyâsi kaptanlar utanmayı unutmuşlar!
En tepe noktadan aşağıya, Türk'e, ahlâka ve imana yabancı!
Senin Reyizin,
Benim Bilgem,
Benim partim,
Senin liderin,
Benim liderim.
Bunların tamamı boş bir hülya, kuru bir kavga!
Allah bunları topunu alsın da;
Türk milleti kârlı çıksın,
Din bunlardan yakasını kurtarsın,
Olmazsa olmazımız milliyetçilik rahat etsin,
Vatan düze çıksın, bağlarından bereketler fışkırsın, sevgi hakim olsun, Türk'ün bayrağı gönderde daha bir şevkle dalgalansın.
İTİRAZI OLAN VAR MI?
Ülkücü böyle düşünür.
Müslüman böyle konuşur.
Ülkücü asâlet sahibi soylu insandır.
Ülkücü, hak bildiği yolda BOZKURT heybetiyle yürürken, aldırmaz ardından yükselen cılız seslere.
ÜLKÜCÜNÜN DERDİ;
Milletinin namusu ve iffetidir,
Vatanı, dini, bayrağı ve devletidir,
Türk'ün istiklâli ve istikbâlinin bekasıdır.
Ülkücü, Türk'ün bünyesinde ALYUVAR ve bu bünyeyi ayakta dik tutan OMURGASIDIR.
Ülkücü, zulmünü haykırırken zâlimin yüzüne;
Ne korkar,
Ne de birkaç zavallı câhilin kınamasına aldırır.
Çünkü ülkücünün yaptığı, Hakk ile bir olup, haklıyla olup, hak olanı savunup, ihanete ve zâlime BOZKURTÇA direnmektir.
Bütün bu mücâdeleleri verirken, bir ülkücü için en acı olanı;
Okuduğunu anlamayanların, ezberlenmiş nakarat tekerleme sözlerle kendisine saldırmasıdır.
Türk;
Allah cc, sevdiği (Mâide 54), Resulünün övdüğü Milletin adıdır.
Allah, Anadolu'nun tapusunu kıyamete kadar bâki olmak üzere Türk milletine kesmiştir.
Allah'ın yolunda milyonlarca evlâdını şehit veren ve yaşadığı coğrafyayı İslâm uğruna akan şehadet kanlarıyla mübârek kılan Türk'ten başka bir milletin varlığından söz edilebilir mi?
Bu tapuyu bozmak kimin haddine.
Bu tapuyu bozmak isteyenlere, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar ve dahası 9 Eylül 1922 ders olsun.
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım!
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
MEHMET AKİF ERSOY
15 Şubat 2026
Orhan KILIÇOĞLU
