AKREBİN ÇARESİZLİĞİ İÇERSİNDEYİZ!
Bu yazımı, depremde yaşadığımız çaresizliği, ciddiyetsizlik ve merhametsizliği, hâlen daha ısrarla ekilen kin ve nefret tohumlarını, savrulan tehditleri, kadın ve çocuk cinayetlerini, 55.600 insanımızın ölüm emrini veren Öcalan canisine ‘’KURUCU ÖNDER’’ diye hitap edilmesini, terörsüz Türkiye denilerek devletimizin acz içine düşürüldüğünü, neme lâzımcı alaykâr tavırları görüp kahrolduğum için yazıyorum.
Akrebi yakalayıp etrafına dâire şeklinde alkol döküp yaktığınızda, akrep etrafındaki ateş çemberinden kurtulmak için canhıraş bir şekilde sağa sola kaçar ve bir müddet sonra kurtulamayacağını anlayınca, kuyruğundaki zehirli iğneyi ensesine batırarak intihar eder.
Türk milleti olarak bugün, ateş çemberi içindeki akrebin çaresizliğinin bir benzerini yaşamaktayız.
İçeriden ve dışarıdan bir araya gelen Türk düşmanı şer güçler bizleri acımasıza öyle bir ateş çemberi içine aldılar ki, çok büyük bir zevkle milletçe intihar etmemizi beklemekteler.
Ama ne var ki;
Türk milleti, imanı, inadı ve gayretiyle bu ateş çemberinden de kurtularak, iç ve dış hainlerin heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Bundan hiçbirinizin en küçük bir şüphesi olmasın.
Yeter ki;
Bir ve beraber olup, iri ve diri kalalım!
Türk’ün dostu yine Türk’tür. Bu şuurla mevcut siyâsilerin hiçbirinin Türk milletinin dostu olmadığını bilelim.
Bir de;
Son 24 yıldır İslâm kisvesiyle bizleri kamplaştırarak, iğrenç dillerinden dökülen kin ve nefret sözleriyle topyekûn bir milletin arasına ayrılık tohumları eken siyâsilere itibar etmeyelim. Bu gibilere bunca acı yaşanmışlıklardan sonra hâlen daha bel bağlayıp savunuculuğunu yapmak CEHENNEME ALINAN biletten farksızdır!
EY TÜRK EVLÂDI!
Daha fazla vakit geçmeden,
Düşmanın hançeri böğrünü delmeden,
Etrafındaki ateş çemberinin içinde kalıp intihar etmeden,
Bacın Ayşe, hanımın Fatma, komşun Havva Teyze ve dahası topyekun milletinin namusu, iffeti ve şerefi, sureti haktan gözüken ''yeşil badanalı'' şer güçlerin ayakları altında kalmadan, bir an evvel genlerinde mevcut olup ilâhi şifrelerle ta ezelden kodlanmış olan Türklük mağmasını harekete geçir ki;
Genlerindeki o muhteşem ''Türklük mağması'' volkanik patlamalarla lav olup, Vezüv yanardağı gibi hainlerin üzerilerine akarak, onları Pompei şehrinin sapıkları misâli ibretlik birer taş eylesin.
Taşlaşsınlar ki;
gelecekte zuhur edecek hainler, Türk'e kefen biçmek isteyenlerin acı akıbetlerini görüp ibret alsınlar!
Bu memlekette;
Medyada, sanat ve iş dünyasında, ekonomide, aklınıza gelebilecek her sahada söz sahibi olup, memleketin en müstahkem ve müstesna mevkilerinde bulundukları halde, devletimizin ve milletimizin birliğine, bölünmez bütünlüğüne kast eden o kadar çok it ve it oğlu it var ki, bunların ortak hedefleri; Türksüz bir siyâset, Türksüz bir ekonomi, Türksüz bir müfredat, Türksüz bir sanat, Türksüz bir edebiyat, dahası ise Türksüz bir Anadolu.
Bu itler, soylarının, Türk'ün asâleti, adâleti ve merhameti sayesinde bugünlere kadar gelebilmiş olmasına rağmen asla ekmeğini yediği ve her türlü imkânlarından istifade ettiği Türk milletine karşı dürüst olmadıkları gibi, iğrenç dedelerinden kendilerine miras kalan kinleriyle azılı birer Türk düşmanıdırlar. Bunlara yakışan sıfat İTLİKTİR.
Memleketin başında bir de üç başlı başka bir belâ daha var ki bunlar kendi aralarında kavgalı gözükseler de perde arkasında kankadırlar, çaktırmadan ayrı yollardan aynı hedefe koşarlar!
İslâmsız İslâmcılar.
Milliyetsiz milliyetçiler.
Atatürksüz Atatürkçüler.
13 Şubat 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
