"Çerçeve yasa" teklifinin TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmesinin ardından, İçişleri Bakanlığı'nda zirve toplantısı yapılacak. ANKA'nın haberine göre TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un da bizzat katılacağı geniş kapsamlı toplantı, yasamayı temsil eden Meclis iradesi ile yürütmeyi temsil eden sahadaki mülki idareyi tek ekranda bir araya getirecek.
Zirve öncesinde açıklama yapan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Sürecin akamete uğramaması için herkes üzerine düşeni yapacak" dedi.
Toplantıda, sürecin 81 ildeki valiler tarafından gelişmelerin anlık olarak takip edilmesi istenecek. Toplantının en kritik başlıklarından birini, valiler ile kolluk kuvvetlerinin sahada karşılaşabileceği olası sorunlar oluşturacak. "Olası provokasyonlara, dezenformasyon dalgalarına ve süreci baltalamak isteyebilecek odaklara karşı ve sahadaki tepkilere karşı" dikkatli olunması istenecek. Şehir merkezlerinde emniyet personeli, kırsal alanda ise jandarma teşkilatı, kamu düzeninin ve asayişin korunmasında sıfır tolerans ilkesiyle hareket edecek.
Güvenlik güçleri, bir yandan provokasyonları engellerken diğer yandan vatandaşla kurulan güven bağını güçlendirecek.
***
Bu açıklamadan anlaşılan o ki, iktidar, halkın "sahadaki" tepkilerini anında bastırmaya çalışacak. Oysa, Anayasa'nın 26'cı maddesine göre "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” 28'inci maddeye göre "Basın hürdür ve sansür edilemez." 34'üncü maddeye göre "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir."
Vatandaş bu haklarını kullanmaya çalışırsa, karşısına kolluk kuvvetleri mi çıkarılacak? Sıkıyönetim veya savaş hali söz konusu olmadığına göre bunu hangi yetkiyle yapacaklar. Anayasa'yı mı çiğneyecekler?
***
Açıklamada "Olası provokasyonlara, dezenformasyon dalgalarına ve süreci baltalamak isteyebilecek odaklara karşı ve sahadaki tepkilere karşı" deniliyor.
Bundan da sahadaki tepkilerin, "provokasyon", "dezenformasyon" veya "süreci baltalamak" olarak değerlendirileceği anlaşılıyor.
Bunlar "Sürecin akamete uğramaması için" yapılacak. Böylece sürece bir dokunulmazlık yüklenmiş oluyor. Açıkça "Sürece karşı çıkarsan karşında polis ve jandarmayı çıkarırız." denilmiş oluyor. Ceza kanununda, "süreci baltalamak" diye bir suç mu var? Kanunsuz suç olur mu?
“Süreç” denilen şey de PKK’lıların affı, Öcalan’a “umut hakkı” veya “süreç koordinatörlüğü” unvanı verilmesi demek. Özerklik ve ana dilde eğitim talepleri de dile getirilmeye başlandı. Yani bunları söylemek serbest ama karşı çıkmak yasak...
Bu yaklaşımdan kimseye bir hayır gelmez. Halkın üzerine gidildikçe tepkiler birikir. Olan iktidara olur...
***
Birinci açılım sırasında da dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, “Bir kısım insanlar da bundan rahatsız olabilir. Bu sürecin böyle devam etmesini istemeyenler olabilir. Eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyen, eski rant alanlarını kaybetmek istemeyenler olabilir. Bölgede, bizim de üzerinde durduğumuz ve güvenlik önlemleriyle tedbirler almaya devam ettiğimiz, tehdit, HES inşaatlarına, kamu yatırımlarına yönelik rahatsızlık verici çalışmalar, şehir içinde asayiş olaylarında belli arayışlar... Bunların hepsi sonlanacaktır. Bu ortam, yumuşama ortamı, normalleşme ortamı içerisinde hepsi belli bir noktada sona erecektir ve sona ermek zorundadır. Bu süreci baltalamak isteyenler bunun vebali altında kalırlar. Biz bu süreci sürdürme niyetindeyiz ama kim bu süreci baltalamaya kalkarsa bunun da sorumluluğunu hem bölge halkına karşı, hem de tabanına karşı, herkese karşı üstlenmek durumunda kalır.” demişti.
***
Sonunda ne oldu?
Sonunda PKK, Güneydoğu’da etrafına belediye araçlarıyla hendekler kazdırdığı şehirlerde devlet gibi davranmaya, kaymakam atamaya, mahkeme kurmaya başladı. AKP tek başına iktidarı da kaybedince terörle mücadele başlatmak zorunda kaldı. Şehirlerin yeniden devlet hakimiyetine alınması, 800 şehit vererek sağlanabildi.
İktidarın yardımına Devlet Bahçeli yetişti de AKP iktidarı öyle devam etti.
Muammer Güler’in süreç bahanesiyle HES karşıtı eylemleri bastırdığı gibi şimdi de ücretleri verilmeyen madencilerin eylemleri 15 gün yasaklandı. Adamlar, sadece yaptıkları işin karşılığını istiyor; siz kimden yanasınız?
***
Zaman yine gösterecektir ki hiçbir kişi, kurum veya makam, kamu vicdanından daha büyük bir güce sahip değildir. Su akar, yatağını bulur...
Arslan Bulut
12 Ağustos 2026
Süreci baltalamak diye bir suç mu var?
- 12 Ağustos 2026, 07:34
YORUM EKLE
Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi
