Anadolu kocaman bir yatak.
Milletçe, bu yatakta kıvranan çaresiz hastalar gibiyiz.
Ortalıkta dolaşan doktor kılıklı bir sürü siyâsi hergele.
Tümünün elinde içi ilâç yerine zehir çekilmiş birer enjektör.
Fırsatını kolluyor enjektöre çektiği zehri damarlarımıza zerk etmek için.
Çaresiziz boylu boyunca uzandığımız Anadolu coğrafyasında doktor belleyip şifa beklediklerimizin tamamı müstevli artıkları. Her biri ayrı bir alçak, ruhsuz, imparatorluk tortusu birer nankör.
Birinden kurtulsak nafile.
Çünkü tamamı soysuz hergele.
Doktora gerek yok aslında şifa yine bizde.
Bize doktor değil,
Bize, beyni Türk, kanı Türk, ruhu Türk bir Kumandan gerek tıpkı Atatürk gibi.
Türk milleti, asker millet oluşundan dolayıdır ki kendisine ''Dedenin 9 Eylül 1922 de İzmir'den denize döktüğü palikaryanın geride kalan eniklerinden doktorluk bekleme. Ey Türk! Şifa yine sende, titre ve kendine dön'' emrini verecek bir komutan bekliyor.
Bu titreyiş;
Romatizmal ağrıların veya yükselen sıtma ateşinin neticesinde meydana gelen bedeni bir titreme olmayıp, yüce bir imânın, yüksek bir asâletin, eşsiz bir karakterin neticesi ruhlarda kopan fırtınadır.
Bu titreyiş;
Genlerinde mevcut olan Türklük mağmasının ısınarak kızgın lavlara dönüşüp cihanı sarsmasıdır.
Bu titreyiş;
Türk’e has milli ve mânevi değerlere karşı duyulan muhabbetin gönüllerde yaktığı aşk ateşinin etkisiyle hücrelerde meydana gelen volkanik patlamalar olup, asil ve soylu insanlara mahsus bir kükreyiştir.
Bu titreyiş;
Milli ve mânevi bir cezbenin tezahürüdür.
Dünya Türklüğüne ve mazlum milletlere müjdedir.
Tekraren söylüyorum;
Ortalıkta dolaşan doktor kılıklı bir sürü siyâsi hergele.
Tümünün elinde içi ilâç yerine zehir çekilmiş birer enjektör.
Fırsatını kolluyor enjektöre çekili zehri damarlarımıza zerk etmek için.
