Bu bedeli kim ödeyecek?

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin onlarca büyük şirketi, bu şirketlerin bünyesinde çalışan on binlerce insan ve bu insanların yüz binlerce yakını var…

Danıştay'ın, şirketlerin yönetim kurulu ve müdür atama yetkisinin belediye meclisine verilmesi yönündeki genelgenin iptalini reddetmesi ilk önce o yüz binleri vurur… Bu genelgeden sadece İstanbul ve Ankara değil, belediyelerin büyük çoğunluğu etkilenir…

İktidara mensup belediyelerde de, parti içi çekişmelerin sonucunda oluşmuş belediye meclislerinin, belediye başkanının bu konuda üzerine çıkacak olması, oralarda da bambaşka problemler ve çatışma alanları doğuracaktır…

* * *

Bu genelge Danıştay kararıyla kesinleşirse, tek olmasa da ilk bedeli çalışanlara ödetecektir… Çünkü hiçbir belediye başkanı, kendi yetkisinde bulunan bir hakkın belediye meclisine devrolmasına, davul boynundayken tokmağı başkasının devralmasına rıza göstermez…

Belediye başkanları, başkanın iradesinden koparılmış şirketlere belediyelerin işini vermez… Bu hakkını sonuna kadar kullanır ve o şirketlerin işverenle bağı kesilir, ağır zarara uğrar, personel maaşlarını veremez hâle gelir… Bütün bunları işten çıkarmalar takip eder…

'Riski belediye başkanının kucağında ama yönetici tayin etme yetkisi belediye meclisi'nde olan bir şirketler düzenine hangi belediye başkanı 'evet' der? Kestirmeden şu akla gelir: Şirket yönetimlerini kim tayin ediyorsa, o şirketlerin diğer sorumluluklarını da, iş alma, ihaleye girme, işçi alma/çıkarma, tazminat, vergi, SGK primleri, kiralar vs. akla ne geliyorsa bundan sonrasını o düşünsün…

* * *

Şirketlerin ve çalışanların ödeyeceği maliyet hem 'ekonomik' hem de 'sosyal maliyet'tir… Bunun bir de 'siyasî maliyeti' olur… Tıpkı İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasında olduğu gibi!.. 'İmamoğlu'nun haksızlığa uğradığı duygusu' ağır maliyet ödetmişti iktidar partisine… Seçmen bu hazımsızlığı affetmedi ve kıl payı kaybedilen seçimi bu defa 'hezimet'e çevirdi…

Demokrasiyi sindirememenin, seçmen iradesine saygı göstermemenin acı faturasıydı bu ve ders alınması umulurdu… Şirket devir teslimlerinde görüldü ki -etkili bir kesim- bundan ders çıkarmadı, direnebildiği kadar direndi… Kamuoyuna karşı izahı kolay olsaydı, bu direnç sürecekti…

İşin şekli değiştirildi, bu defa da genelgeyle şirketler belediye başkanlarının iradesinden koparılmak istendi… Danıştay'ın yürütmenin durdurulmasının iptalini reddeden kararına göre de bir adım önde görünüyorlar… Ama bunun da halka izahı gerekecek… Seçimleri kazanan belediye başkanlarının yetkilerinin tırpanlanması ve bu derin hazımsızlık kolay anlatılamayacak…

Mağduriyetten gelenlerin başka mağduriyetler üzerinden hükümranlık kurma çabası sağlam bir zemine asla oturtulamayacak… Nasıl ki İstanbul'un tekrarı ağır bir yenilgiye kapı araladıysa, bu türden antidemokratik çabalar da kamu vicdanında ters tepecek, aksine siyasî sonuç doğuracak…

* * *

Bugün iktidar partisinin genel merkezinde 31 Mart'ı sindirememiş ve bütün siyasî hamlelerini 'intikam' üzerine kurmuş ve 'yerel yönetimci' bir klik var… Hırstan gözler öyle kararmış ki, o seçim akşamından kalan hazımsızlığını, partisinin göreceği zarardan daha fazla önemsiyor… Elindeki gücü bu anlamda baskı aracı olarak kullanıyor…

Zaten Danıştay'dan çıkan karara bakar mısınız: 9 üyeden 4'ü karşı çıkıyor, şerh koyuyor… Üstelik tetkik hâkimi "Başkana yasa ile tanınan temsil yetkisinin sınırlandırılması sonucunu doğuracak işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, açıkça hukuka aykırı olan işlemin yürütmesinin durdurulması gerektiği düşünülmektedir" derken…

* * *

Bu karar kesinleşirse bütün belediyelerde kaos oluşacaktır… Bedelini de maaşlarını alamayacak şirket personelleri ile kararda etkin olan siyaset kurumu ödeyecektir… Umarız sağduyu hâkim olur…

YORUM EKLE